Anasayfa » Gün Isıgı » imadeddin Seyyid Nesimî ( 1369 – 1417 )
seyyitnesimi

imadeddin Seyyid Nesimî ( 1369 – 1417 )

 İmadeddin Seyyid Nesimî

( 1369 – 1417 )

Büyük Azerî şairi İmadeddin Nesimî, 1369 yılında doğmuştur. Nesimî, mükemmel bir tahsil görmüş, “Seyyid”, “Hüseyin” ve “Nesimî” mahlaslarıyla şiirler yazmıştır. Nesimî’nin eserlerinde Bursa, Tebriz vs. şehirlerinin adları sıkça anılır.Nesimî’nin yaşadığı çağda Emir Timur ile Tohtamış Azerbaycan’ı almış ve Miranşah burada hakimiyet sürmüştür. Bu çağlarda Azerbaycan’da Hurufîlik hareketi geniş ölçüde yaygınlaşmıştır. Bu tarikatın kurucusu Fazlullah Naimi (1340-1394), Miranşah tarafından yakalanarak Elince Kalesi yanında feci bir şekilde öldürülmüştür.

Nesimî, üstadı olan Fazlullah Naimi’den Hurufîliği öğrendikten ve kabul ettikten sonra bu tarikat uğrunda mücadele etmiş, hatta mahlasını bile üstadının mahlasından almıştır. Bütün Hurufîler gibi Nesimî de takip edilmiş ve 1417 yılında Halep’te derisi yüzülerek öldürülmüştür. Nesimî, Azerbaycan edebiyat tarihinde felsefî şiirin temelini atmış; güzel ve mükemmel eserlerin sanatkârı olarak büyük şöhret bulmuştur. Onun şiirlerinde tasavvufî ve Hurufîliğe ait fikirler, zamanın hakim ideolojisine karşı yöneltilmiştir.

Allah-İnsan fikrini ileri süren şairin bütün eserleri, insan hakkında yazılmış şiirlerden ibarettir. Nesimî, insanı Tanrılaştırarak veya Tanrı’yı insanlaştırarak Ortaçağ hayatının beşerî ilişkilerine karşı gelmekteydi. “Kâmil insan”a derin sevgi besleyerek onu ilâhileştiriyordu. Cisim ve can sahibi olan insanın dünya ve kainata sığmamasını, onun aklî ve manevî büyüklüğünde görüyordu.Nesimî’nin dünyevî ve gerçek konuları işleyen eserleri de vardır. Bu tarzda yazdığı şiirlerinde terennüm ettiği duygular ve düşünceler, samimî ve hayatîdir.Büyük şairin ölümsüz sanatı, Azerbaycan halkının sanat ve kültür tarihinde yeni bir düşünce tarzının ifadesidir. O’nun felsefî fikir ve yüksek sanat örneği olan şiirleri, Yakın ve Ortadoğu ülkelerinin şiirinde de bir uyanışa vesile olmuştur. Şiirlerini tümüyle Azerice dilinde söylemiştir. Anadolu’daki Kızılbaş-Alevi toplumunda Ulu Ozanların birincisi sayılan Seyyid Nesimiyle, 17.yüzyılda yaşayan ve kendini Seyyid Nesiminin ateşli bir taraftarı yolunun takipçisi gören ve Kul Nesimi olarak bilinen ve şiirlerini sade bir Türkçe ile söyleyen ozan ile şiirleri birbirine karıştırılmıştır. Zaten dil olarak incelendiğinde azerice ağırlıklı deyişler ile Türkçe deyişler hemen biribirinden ayırt edilir. Buraya Seyyid Nesimi‘ye ait şiirleri, hem orijinal biçimiyle hemde Türkçe’ye çevirileriyle yazdım.

 

 

 

 

Qazeller Derd ü qem ile yandı könül, yâr bulunmaz,

Çox dâr ü diyar istedi, deyyâr bulunmaz.

Yârem deyici çoxdurur, amma beheqîqet,

Fürset gelicek, yâr ü vefâdâr bulunmaz.

 

Adet budurur kim, dili dildâre vererler,

Dil getdi elimizden, dildâr bulunmaz.

Nece kişiler de’viyi İslam edir, amma

Tek arada bir xaç ile zünnâr bulunmaz.

 

Her bîhüner insafı yox uş mensebi tutdu,

Sâhib-hünere menseb ü idrar bulunmaz.

Her kişide bir cübbe vü destâr olur, amma.

Min başta biri lâyiq-i destâr bulunmaz.

 

Çün çerx-i felek câhül ü nadan sever oldu,

Bes lâcerem uş fezle xirîdâr bulunmaz.

Terrar ger aparsa qamu rexti revadır,

Çün qefilede bir kişi bîdâr bulunmaz.

 

Xelqin emeli azdı, könül yıxıcı öküş,

Bir xeste könül yapıcı me’mâr bulunmaz.

Var derde tehemmül qıl u sebr eyle cefeye,

Çün dil dileyi endek ü büsyâr bulunmaz.

 

Zerq ile riya üste kesâd eyledi fezli,

Elm ehline bir rövneq-i bâzâr bulunmaz.

Yar razını faş etme, Nesîmî, bu evâme,

Alemde bu gün mehrem-i esrar bulunmaz.

 

Çevirisi:

Gönül, dert ve gamla yandı; derdimi giderip gamımı paylaşacak bir sevgili bulunmaz. Çok yer ve ülke araştırdı, dert yanıp üzüntüsünü azaltacak bir kişi bulunmaz.

“Ben yârinim” diyen çok olsa da gerçekte yeri gelince vefalı yâr bulunmaz.

Adet budur ki gönlü, gönül sahibi sevgiliye verirler. Ne var ki gönül elimizden gitti, gönlün sahibi bulunmaz. Nice kişiler İslâm davası güderler, ama tek farkları arada bir haç ile zünnarlannm (keşiş kuşağı) olmasıdır.

Beceriksiz kişiler, insafsızlar soy sülale yoluyla üstün makamları işgal ettiler. Hüner sahipleri ise makam ve geçim yeri bulamaz.

Her kişide bir cübbe ile sarık bulunsa bile bin baştan teki bile bu sarığa lâyık değildir.

Ne zaman ki, kahpe felek, cahili ve haddini bil mezi sever oldu; artık şüphesiz, faziletin müş terisi bulunmaz.

Fırsatçı hırsız, bütün gerekli şeyleri götürse ye-ridir. Çünkü yola koyulan kafilede bir kişi bile uyanık değildir.

Halkın işi çığırından çıktı. Gönül yıkıcılar çoğaldı. Yaralı bir gönülü tamir edecek bir mimar bile bulunmaz.

Var git derde katlan ve eziyetlere karşı sabırlı ol. Çünkü gönlün dileğinin azı da, çoğu da bu-lunmaz.

İki yüzlülük ve hilekarlık işte aldı yürüdü. Fazileti müşterisiz bıraktı. İlim sahiplerine parlak bir pazar kalmadı.

Ey Nesîmî, sen sırrını bu ayak takımına açma. Çünkü bugün dünyada sırdaş bir insan bile bu-lunmaz.

 

 

Ey üzün “nesrün min-Allah”, vey saçın “fethün qerib”

Ey beşer süretli Rehman, vey meleksîmâ hebib.

Vâlehem hüsnüne ey miskin saçından münfeil,

Cennetin bağında reyhan, sünbülün çininde tib!

Zülf ü rüxsârımdır “er-Rahman ele’l-erşi’stevâ”

Ke’benin mehrâbı qaşm, fitneli eynen xetib.

 

Çevirisi:

Ey yüzü “Nasrün min-Allah”ı*, ey saçı “Fethun karib” i** hatırlatan güzel, ey insan kılığmdaki esirgeyici ve ey melek görünüşlü sevgili.

Ey cennet bahçesinde fesleğenin ve sünbülün kıvrımındaki hoş kokunun misk kokulu saçının etkisinde kaldığı dilber, senin güzelliğinden şaşkına dönmüşüm.

“Er-Rahmânuala’l-Arşi’steva” ayeti senin yüzünden sarkan zülfün ile yanağında yazılıdır. Kaşın Kabe’nin mihrabı, fitneli gözün ise hatiptir

 

 

Enberefşan sünbülün esrarı oldu aşikar,

Geldi Rûhullâh u mensûx oldu zünâr ü selib.

Suretin lövhinde endirdi kelâmı Cebreil,

Ey camâlın Heq kitabı “İnnehû şey’ün ecib”

Âşiqin esrarını, Heqqi bilen arif bilir,

Âşinâ hâlm ne bilsin, kendini bilmez qerib.

 

Çevirisi:

„Anber saçan, sümbüle benzer saçının sırları ortaya çıktı. Allah’ın neft ettiği ruh (Hz.İsa) geldi ve haç ile zünnarm (keşiş kuşağı) hükmü ortadan kalktı.

Cebrail, Allah’ın kelamını senin yüzünün Levh’inde indirdi. Ey yüz güzelliği Allah’ın ki-tabı olan sevgili, o “İnnehu şey’ün acib” dir yani “muhakkak ki şaşılacak bir şeydir”.

Âşıkların sırlarını ancak Hakk’ı tanıyan irfan sahipleri bilir. Kendini bilmeyen garip kişi , ta-nıdık kişinin halini nereden bilsin?

 

 

Cânâne menim sevdiyim can bilir ancaq,

Könlüm dileyin dünyâda canan bilir ancaq.

Bildim, tanıdım elimde me’bûdu, yeqin ki,

Şöyle bilirem kim, ânı Qur’an bilir ancaq.

Abdal oluban beylik eden ârîfi gör kim,

Bu seltenetin qedrini sultan bilir ancaq.

Sûfî midir ol câm-i müseffâsma meşgul,

Pünhâni içer eyle ki, şeytan bilir ancaq.

Ey sâqi, getir dövr ayağın, dövr ele, sun kim,

Bu dövr ayağın dövrünü dövran bilir ancaq.

Könlüm gemisin qerq ede gör eşq denizine,

Kim bu denizin behrini umman bilir ancaq.

Heç kimse Nesîmî sözünü keşf ede bilmez,

Bu quş dilidir, bunu Süleyman bilir ancaq.

 

Çevirisi:

Ey sevgili! Benim sevdiğimi ancak can bilir. Gönlümün dünyadaki dileğini ise ancak sevgili bilir.İlim sayesinde muhakkak ki, tapılacak olan Tanrı’yı tanıdım ve bildim.

Ancak yine de onu Kur’an-ı Kerim’in bildiğini sanırım.Derviş olduğu hâlde beylik eden arif kişiye bak. Bu saltanatın kıymetini ancak sultan bilir.

Sofuyu sorarsan o süzülmüş içkisiyle meş-guldür. Öyle gizli içer ki, ancak şeytan bilebilir.

Ey içki dağıtan güzel! Elden ele dolaştırılarak içilen kadehi getir ve dolaştırarak sun. Çünkü bu dolaştırılan içkinin dolaştırılmasını ancak devrederek içenler bilir.

Gönül gemisini aşk denizinde batır. Çünkü bu denizin derinliğini ancak okyanus bilir.

Hiç kimse Nesîmî’nin sözünün ne anlama geldiğini bulamaz. Bu dil, kuş dilidir ve ancak Hz.Süleyman bilir.

 

 

Mende sığar iki cahan, men bu cahâna sığmazam,

Gevher-i lâmekan menem, kövn ü mekâna sığmazam.

Erşle ferş ü kâf u nun mende bulundu cümle çün,

Kes sözünü vü ebsem ol, şerh ü beyâne sığmazam.

 

Kevn ü mekandır âyetim zâti durur bidayetim,

Sen bu nişanla bil meni, bil ki, nîşâne sığmazam.

Kimse güman ü zenn ile olmadı Heqq ile biliş,

Heqqi bilen bilir ki, men zenn ü gümâne sığmazam.

 

Çevirisi:

İki cihan (dünya ve ahiret) benim içime sığar, ancak ben bu dünyaya sığmam. Mekandışı olma cevheri benim, ancak yine de varlığa ve mekana sığmam.

Yeryüzü ile gökyüzü ve “kâf” ile “nun”*gibi bütün herşey bende bulunduğu için, ey bana akıl vermeye kalkışan kişi sesini kes. Çünkü ben, sözlere ve açıklamalara sığmam.

* “Kaf” ve “nun” harfleri Allah’ın “Kün” yani “Var. ol” emrini ve bütün varlığı işaret etmektedir.

Bütün varlıklar ve mekan benim delilimdir. Başlangıcım varlık sahibi olan Zat’la başlar. Sen beni bu işaretle tanı, ama ben bu işarete de sığmam.

Hiç kimse zanla, kuşkuyla Hakk’ı bilenlerden olmadı. Hakk’ı bilen, benim zanna, kuşkuya sığ-mayacağımı da bilir.

 

 

Surete bax u me’nini suret içinde tanı kim,

Cism ile can menem, velî cism ile câne sığmazam.

Hem sedefem, hem inciyem, Heşr ü Sîrat esenciyem.

Bunca qumaş u rext ile men bu dükkâne sığmazam.

 

Genc-i nihan menem men uş, eyn-i eyan menem, men uş,

Gevher-i kan menem, men uş, behre ve kâne sığmazam.

Gerçi mühît-i e’zemem, adım âdemdir, âdemem,

Dar ile künfekan menem, men bu mekâne

 

Cân ile hem cahan menem, dehr ile hem zamanmenem

Gör bu letîfeyi ki, men dehr ü zamane sığmazam.

Encüm ile felek menem, vehy ile hem melek menem,

Çek dilinü ve ebsem ol, men bu lisâne sığmazam.

 

Zerre menem, güneş menem, çar ile penc ü şeşmenem.

Sureti gör beyân ile, çünki beyâne sığmazam.

Zat ileyem sifat ile, qedr ileyem berat ile,

Gülşekerem nebat ile beste dehâne sığmazam.

 

Nâr menem, şecer menem, erse çıxan hecer menem,

Gör bu odun zebânesin, men bu zebâne sığmazam.

Şems menem, qemer menem, şehd menem, şekermenem,

Rûh-i revân bağışlaram, rûh-i revana sığmazam.

Gerçi bu gün Nesîmiyem, Hâşimîyem, Qureyşiyem,

Bundan uludur âyetim, âyet ü şâne sığmazam.

 

Çevirisi:

Dış görünüşe bakıp bu dış görünüş içinde gerçek manayı, iç görünüşü tanı. Çünkü beden de , ruh da benim. Ancak ben ruha da, bedene de sığmam.

Hem inci, yani iç; hem de inci kabuğu , yani dışım. Haşir, yani öldükten sonra ruhların di-rileceği meydanın ve Sırat’ın, yani Cennet veya Cehenneme gidecek yolun başına buyruk kişisi benim. Bunca kumaş ve binek takımıyla ben bu dükkâna sığmam.

İşte gizli hazine benim. Görünenin aynısı işte benim. Bu hazine kaynağının incisi de işte benim. Ancak ben ne inci çıkan denize, ne de sustası çıkan kaynağa sığarım.

Gerçi her tarafı kaplayan ulu varlık benim, ancak bana insan adı verdikleri için görünüşte insanım. Yapı da, “ol” denilince olan da benim. Ancak ben bu mekana da sığmam.

Ruhla aynı cihanı paylaşan, âlemle aynı zamanı yaşayan benim. Ancak şu komik duruma bak ki, ben ne bu âleme, ne de bu zamana sığarım.

Yıldızlarla felek benim. Vahiy de , onu getiren melek de benim. Ey benim hakkımda konuşan kişi! Dilini tut ve konuşma, çünkü ben senin diline de sığmam.

En küçük varlık da, güneş de benim. Dört (dört unsur: toprak, su, rüzgâr,ateş), beş (beş duyu) ile altı (altı yön: sağ, sol, ön, arka, üst, alt) da benim. Sözle anlatılan görünüşe bak, ancak ben anlatmaya da sığmam.

Sıfat ve Zât ile birlikteyim. Kadir ve Berat gecesi ile beraberim.Şeker kamışıyla birlikte gül tatlısıyım. Bu yüzden kapalı ağızlara da sığmam.

Ateş (Tur Dağı’nda Hz.Musa’nm gördüğü ateş) ile ağaç (Hz.Meryem’in hamileyken tutunduğu ağaç) benim. Göğün son katma çıkan taş da benim. Bu ateşin zebanisini, yani cehennem me-leğini gör. Çünkü ben bu dile de sığmam.

Güneş benim, ay benim, bal benim, şeker benim. Herkese akıcı bir ruh bağışlarım, ancak kendim bu akıcı ruha sığmam.

Her ne kadar bugün Nesîmî diye anılmaktaysam da Haşimî sülalesinin Kureyşî boyundanım. Bunun için delilim uludur, fakat bu yüzden şana ve delile sığmam.

 

 

Cûş qıldı eql-i küll, geldi vücûde kâinat,

Kâf ü nun emrinden oldu bu cahan yekbâr mest.

Mest olub söyler Ene’l Heq eşq ile âlemde bil

Ye’ni ki, Mensur âşiq oluban ber-dâr mest.

Cinn mest ü ins mest ü cümle bu vehş ü tu’yur,

Xâk mest ü bâd mest ü âb mest ü nâr mest.

 

Çevirisi:

Herşeyi kapsayan akıl (Tanrı) coştu ve evren yaratıldı. “Kaf” ile “nun” emrinden bu cihan bü-tünüyle sarhoş oldu. (“Kaf” ile “nun” harfleri “var ol” anlamında olup “Kûn” kelimesini ifade etmektedir ve Allah’ın kainatı yaratırken verdiği emri karşılamaktadır.)

Bil ki, aşkla âlemde sarhoş olan “Ene’1-Hak” sözünü söyler. Yani Hallac-ı Mansur’un âşık olun- ca darağacında asılmış hâli sarhoş gibidir.

Cinler, insanlar, kuşlar, vahşi hayvanlar, toprak, rüzgâr, su ve ateş de bu emirden sarhoş ol-muşlardır.

 

 

Cümle bir şeyden olubdur bu cahan yekbâregi,

Erş ü kürsi, her dü âlem, bu qamû girdâr mest.

Eşq-i sübhânî meyinden vâleh oldu şeyle bil,

Erş mest ü ferş mest ü kövkeb-i seyyar mest.

 

Qam Haqqı bilen bir gerçek er kim, Ola doğru onun dilinde güftâr?

Qanı devranda bir qelbi değalsiz, Qanı âlemde bir ârîce dinar?

Qanı dünyâde iqrar eyleyen kim Ki, yoxdurur onun qelbinde inkâr

Qanı qeflet serabından bir ayıq? Qanı esrüklerin cem’inde hûşyâr?

Qanı ehdinde şol sâbit qedem kim, Qoyum onun adın doğru, vefâdâr.

 

Çevirisi:

Bu cihan, bir defada ve hepsi bir şeyden meydana gelmiştir.

Göğün son katı ile onun altındaki levh-i mahfuzun bulunduğu yer; her iki âlem, yani dünya ve ahiret ile bütün işler sarhoştur.

Öyle bil ki, ilâhî aşk içkisinden yeryüzü, gökyüzü ve gökte dolaşan yıldızlar da sarhoş ve şaşkındır.

Hakk’ı bilip tanıyan gerçek bir yiğit var mıdır ki, onun dilindeki söz doğru olsun?

Devrimizde kalbinde hile olmayan var mıdır? Hani dünyada saf altından bir para var mıdır?

Hani dünyada herşeyi açıkça söyleyen mıdır? Varsa onun kalbinde inkâr yoktur.

var

Hani gaflet şarabından içip de ayık kalan kişi var mıdır? Hani sarhoşların topluluğunda aklı başında olan kimse var mıdır?

Sözünde duran kişi var mıdır? Varsa onun adını “doğru, vefakâr” koyayım.

 

Zahir ü batin menem, peyda vü hem pünhan menem,

Mezherem, hem müzhirem, hem müzhirin müzhiriyem.

Sâqiyem, hem sâğerem, hem selsebül ü hem sebil,

Mendedir hem hûr ü qılman, hem anın meqsûriyem.

Hem münâdî vü nedâim, hem atüfem, hem reuf,

Hem qulam, hem qulların rezzâqi vü qeyyûriyem

 

Çevirisi:

İç ve dış da, açık ve gizli olan da benim. Görülen de, gören de benim. Hatta görenin de gö-reniyim.

İçki dağıtan güzel de, kadeh de benim. Cennetteki ırmak da, o ırmağın suyu da benim. Cen-netteki kadın ve erkek hizmetçiler bendedir. Hem de onların kısaltılmışı, küçültülmüşüyüm.

Hem tellalım, hem de onun sesiyim. Hem bağışlayıcı, hem de esirgeyiciyim.

Hem kulum, hem de kulların rızkını veren ve onlar için gayretle çalışanım.

 

Câne sen candan ne kim gelse, ciğerler ağrımaz,

Heq bilir, bir zerre neşterden damarlar ağrımaz.

Şaha, mehrinden midir, yâ âşinâlıqdan mıdır,

Cismimi ser tâ qedem min gez yararlar, ağrımaz.

Fitvasinden zahidin nâheq meni ger soyalar,

Qem değil senden- şehâ, görcek damarlar ağrımaz.

Zahidin efsânesinden soydular nâhaq meni,

Heq bilir senden, şehâ, sâhib nezerler ağrımaz.

Şişemi çün daşe çaldım, Heqqi izhâr eyledim,

Çeşm-i ahvel ağrıdan arif beşerler ağrımaz.

Zahidin bir barmağm kessen dönüb Heqden qaçar,

Gör bu gerçek âşiqi serpâ soyarlar, ağrımaz.

Cehl-i nâmerdin qaçan meydan gününde yeri var,

Er bilir meydân qedrin kim, qedirler ağrımaz.

Soyun, ey murdar sallaxlar, Nesîmînin tenin,

Bunca nâmerdi görün, bir er qıyarlar; ağrımaz.

 

Çevirisi:

Canıma, sen canımdan ne gelse, gönlüm incimez. Hak bilir, bir zerre neşterden damarlar acımaz.

Ey sultanım, senin sevginden midir, yoksa sana olan aşinalıktan mıdır bilmem; vücudumu baştan ayağa bin kere yararlar, hiç ağrımaz.

Zahidin fetvasıyla haksız yere derimi yüzseler bile senden şikayetçi olmam. Ey sultanım seni görünce damarlar ağrımaz.

Zahidin safsatasıyla haksız yere benim derimi yüzdüler. Doğrusu, ey sultanım senin nazarına uğrayanlar acı çekmez.

Şişeyi taşa çaldığım için, arı namusu bir kenara bı-raktığım için, Hakk’ı ortaya çıkardım. Eğri bakan gözlerin nazarından, gönül gözüyle bakanlar et-kilenmez.

Zahidin bir parmağını kessen, Hak yolundan dönüp kaçar. Gerçek âşığı ise baştan ayağa yüz seler, şikayet etmez.

Namert cahilin vakti gelince meydanda yeri olur mu? Meydanın kıymetini yiğitler bilir. Kadir kıymet bilenler sızlanmaz.

Ey murdar yüzücüler, Nesîmî’nin derisini soyun, bakalım. Bunca namert bir er kişiyi kıyarlar. Ama acı veremezler.

 

Dün ü gün müntezirem, men ki, bu pergâr nedir?

Künbed-i çerx-i felek, gerdîş-i devvâr nedir?

Bu doqquz çetr-i müelleq neden oldu tertib,

Felek altında qamû kövkeb-i seyyar nedir?

Feleyin esli nedendir, meleyin nesli neden,

Âdemin suretine bunca telebkâr nedir?

Güneşin gürsü neden yer üzüne şö’le verir?

Yene bir me’şelde nur nedir, nâr nedir?

Öd ü su, torpağ ü yel adı nedendir âdem,

Âna secde ne için, İblise inkâr nedir?

 

Çevirisi:

Ben gece ve gündüz, ölçünün, âlemin dönüşünün ve feleğin çarkının kubbesinin ne olduğunu anlamak için gözlemekteyim.

Bu boşlukta duran dokuz çadır (dokuz felek) neden tertip edildi? Feleğin altındaki bunca gezici yıldızlar nedir?

Feleğin aslı, meleğin nesli nedendir? İnsanın suretine bunca talip niye?

Güneş yuvarlağı yeryüzüne niçin ışık verir? Bir meşalede ışığın ve ateşin bir arada bulunması nedir?

Ateş, su, toprak ve yelin adı niçin Âdem’dir, insandır? İblis’e karşı gelinmesi, Âdem’e secde edilmesi nedendir?

 

Mûse vü Tûr nedir, Şibli vü Mensur nedir,

Ejdehâ olan ağaç rişte ilen dar nedir?

Ke’ba vü deyr nedir, qeyr nedir, seyr nedir,

Mescid ü bütkede vü xirqe vü zünnâr nedir?

Elm-i Qur’an ü hedîs ü xeber ü vez ile ders,

Qamu bir meni imiş, bunca bu tekrar nedir?

Kim ki pervane sifet eşqe yaxılmaz, yanılır,

Ne bilir ol seme kim, pertöv-i envâr nedir?

Kim ki, bilmez özünü, bilmeye hergiz sözünü,

Kendözün anlamayan bilmedi bu kâr nedir?

Xızra hemrâh ola gör, tâ bileşen elm-i ledün,

Sana me’lûm ola bu qisseden exbâr nedir?

Ger hava berzexine düşmez isen anlayasan,

Yolun içinde sene keşf ola, esrar nedir?

Bir çibin te’bine bax, bâl neden, zehr neden,

Yene bir yerde eceb gene nedir, mâr nedir?

Elm-i tövhid oxuyan medrese elmin oxumaz,

Gör ki, bir rivzenede kâr nedir, bâr nedir?

Gülgil, ey dust, qamû müddeiler körlüğüne,

Sene asan qılaym bunca bu düşvâr nedir?

Terk evinde sen eğer hemçu Nesîmî olasan,

Bir gün ola deyeler cübbe vü destâr nedir?

Musa ve Tur, Şibli ve Mansur nedir?

Çevirisi:

Ejderhaya dönen ağaç nedir? İp ile darağacı nedir?Kabe nedir, kilise nedir? Gayr nedir, seyir nedir? Mescit nedir, puthane nedir? Hırka nedir, papaz kuşağı nedir?

Kur’an ilmi, hadis, haber, vaaz ve ders hepsi bir mânâ içinmiş. O halde bunca tekrar niye?

Pervane gibi aşka yanmayan, yanılır. O seme, şaşkın nur ışığının ne olduğunu ne bilsin?

Kendini bilmeyen, sözünü de asla bilmez. Kendim anlamayan, bu işin ne olduğunu bilemedi.

Ledün ilmini (Allah’ın ilham yoluyla verdiği ilmi) bilmek istersen Hızır’a yoldaş ol. Bu kıssadan hissenin ne olduğunu sana malûm ola.

Eğer arzu cehennemine düşmezsen, daha yolda iken sana sırlar açıklanır, sırların ne olduğunu anlarsın.

Şu arının yaratılışına bir bak, onu incele. Bal ile, zehir neden ayrı ayrı, hiç birbirine karışmıyor. Acaba hazine ile yılan niçin bir arada bulunur?

Tevhit ilmi okuyan medrese ilmini okumaz. Bu pencereden işin gücün ne olduğunu gör.

Ey dost, bütün iddia edenlerin körlüğüne gül. Ben sana bunca zoru kolay edeyim.

Terk evinde Nesîmî gibi olayım dersen, bir gün sana “Bu cübbe ve destar ne?” diye sorarlar.

 

 

Ey özünden bîxeber, gel Haqqı tanı, sendedir,

Gel vücûdun şehrine seyr et, gör ânı sendedir.

Qandadır deyü ne sergerdan gezirsen zenn ilen,

Gezmegil her menzili çün cân mekânı sendedir.

Men ne vech ilen deyem Haqqı ki, senden ayrıdır,

Çün gözümle görmüşem, Haqqm nizâmı sendedir.

Bülbül-i qüdsî isen, ayrı gülüstan gözleme,

Seyre çıx, rûh’ul-emînin gülsitâm sendedir.

 

Çevirisi:

Ey kendinden habersiz, gel Hakk’ı tanı, zira o sendedir.

Vücudun şehrine girip seyret. Onun sende olduğunu görürsün.

Zanna kapılıp nerdedir diye şaşkın şaşkın gezersin. Boşuna her yeri gezip durma. Çünkü canın mekanı sendedir.

Ben Hakk’m senden ayrı olduğunu nasıl söy-leyebilirim? Çünkü Hakk’m nizamının sende ol-duğunu gözümle görmüşüm.

İlahî bir bülbül isen başka bir gül bahçesi arama. Ruhulemîn’in (Cebrail’in) gül bahçesi sendedir, seyre çık.

 

 

Yeddi müshefdir yüzün, işte qirâetlen tamam,

Âlim ol ol sebadan, çün sebagâni sendedir.

Suret ü nitqin kelâm-i lâyezeli tâ ebed, X

alqa tefsir eyle çün, şerh ü beyânı sendedir.

Ey Nesîmî, menti qut-teyrin beyânın eyle kim,

Bileler sîmurg-i qâfm âşiyânı sendedir.

 

Çevirisi:

Yüzün yedi mushaftır. Senin yüzün nazil olan sahife ve kitapların tamamıdır. Onu iyice oku. Onları okuyarak âlim ol. Çünkü onun okuyucusu sendedir.

Görünüşün ve sözün ebedîyyen zevali olmayana ait kelamdır. Onun şerhi, açıklaması sende olduğu için halka sen izah et.

Ey Nesîmî, Kaf dağının simurgunun yuvasmm sende olduğunu bilmeleri için kuşların diliyle söyle.

 

Lebine ehl-i nezer cân dediler, gerçek imiş,

Ağzına nüqte-yi pünhan dediler, gerçek imiş.

Le’line xettin ile sormuşam ervâhe, ânı,

Xızırla çeşme-yi heyvan dediler, gerçek imiş.

Âdemin suretine secde qılanlar ki, seni,

Gördüler, sûret-i Rehman dediler, gerçek imiş.

Dediler qâmetine sidre kemâl ehli, veli

Xalq ânı sandı ki, yalan dediler gerçek imiş.

Suretin münkirine elmle îmân ehli,

Âna kim, div ile şeytan dediler, gerçek imiş.

Cennet ehli ki, üzün bağine, ey cennet ü hur,

Rövze-yi xüld ile rivzan dediler, gerçek imiş.

Qelemin sirrini Heqden bilen ol tâyife kim,

Enberin xettine reyhan dediler, gerçek imiş.

Möhkem ehli ki, yazısı ilen suretini,

Lövh-i mehfûz ile Qur’an dediler, gerçek imiş.

Ey Nesîmî ki, nezer ehli vücûdun evine,

Lâmekan gencine vîran dediler, gerçek imiş

 

Çevirisi:

Nazar ehli, feraset sahipleri dudağına can dediler, gerçekmiş. Ağzına gizli bir nokta dediler, gerçekmiş.

Yüzündeki ayva tüyleri ile dudağını ruhlara sordum; Hızır ile hayat çeşmesi dediler, gerçekmiş.

Âdem’in suretine secde edenler, seni görünce Rahman’ın görünüşüdür dediler, gerçekmiş.

Erenler senin boyuna Sidre dediler. Halk bunlar yalan söylüyorlar sandı, ama gerçekmiş.

İlim ve iman ehli, senin suretini yalanlayana devdir, şeytandır dediler, gerçekmiş.

Ey cennet ve huri kadar güzel olan sevgili, senin yüzünün bağına, cennet ehli Huld ile Rızvan cen netidir, dediler, gerçekmiş.

Hakk’m lûtfuyla kalemin sırrını bilen kişiler amber kokulu hattına reyhan dediler gerçekmiş. (“Reyhan” kelimesi ile sevgilinin yüzündeki ayva tüylerinin reyhan yazısına benzemesi de kastedilmiştir).

Kur’an ilminde üstad olanlar, onun yazısı ile görünüşünü Levh-i mahfuz ile Kur’an’dır dediler, gerçekmiş.

Ey Nesîmî, nazar ehli, feraset sahipleri vücut evine mekansızlık hazinesinin viranesi dediler, gerçekmiş.

 

Hayli müddetdür ki, derdün mendedür

Dil sana bir boynı bağlu bendedür

Tâ ki, saldı hecrün ayağdan meni

Sen bilürsin şimdi mürvet sendedür

Dost Leylî vü gönül Mecnûndur

Fitnelü kaşına can meftundur

Yâr vaslın itmeyen can nakdine

Aşk bâzârındaki maqbûndur

Vermemek dil dilberün qîsûsma

Sıqmaya âşıkların namusuna

Ser fidâdur fitne-i câdûsuna

Can dahi kurban keman-ebrûsına

Yedi kez otuz iki durur yüzün

Otuz iki gösterür iki gözün

Qâmetün seksen sekiz ider ayan

Yetmiş iki nitk eder iki sözün

Bir acâib şaha düşdü gönlümüz

Bedr yüzlü mâha düşdü gönlümüz

Tâ ki, Fazlullâha düşdü gönlümüz

Uş hakîkî râha düşdü gönlümüz

 

Çevirisi:

Senin derdin epey zamandır bendedir. Gönlüm, sana boynundan bağlanmış bir köledir. Ayrılığın beni kuvvetten düşürdükten sonra şimdi insanlık sendedir, sen bilirsin.

Gönül Mecnun, sevgili Leylâ’dır. Canım fitne çıkaran kaşından büyülenmiş gibi şaşkındır. Sevgiliye kavuşmayı canı karşılığında kabul etmeyen aşk pazarındaki aldatılmışlardandır.

Gönül alan sevgilinin saçlarına gönül vermemek, âşıkların namus anlayışına sığmaz. Büyülü fit nesine canım fedadır. Onun yay gibi kaşlarına da canım kurbandır.

Yüzün yedi defa otuz iki harftir. İki gözün otuz iki harfi gösterir. Boyunun seksen sekiz ettiği açıktır. İki sözün ise yetmiş iki konuşmaya bedeldir. (Hurufîlikte insan yüzünün kabul ettikleri alfabedeki harf sayısını yani 32′yi gösterdiğine inanılır. Hurufîlik, bir takım harf ve rakamların çeşitli yorumlarından oluşmaktadır. Bu tuyuğda da bunu görüyoruz.)

Gönlümüz bir acayip padişaha düştü, dolunay yüzlü sevgiliye düştü. Gönlümüz ne zaman ki Fazlullah Hurufî’ye düştü, işte o zaman gönlümüz gerçek yola düştü. (Fazlullah Hurufî, Hurufîliğin kurucusudur.)

Kaynak :    http://www.kisaslilar.com/index-Dateien/Page1391.htm

Hakkında harunkor

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>